63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bu yıl "Kökler, Işık ve Kamera" adlı özel bölüm oluşturuldu. İran, Lübnan, Ukrayna ve Filistin’den sinemacıların eserlerine yer verilen bölümde, dünyanın en acil çözüm bekleyen coğrafyalarının hikâyeleri sahneye taşındı.
İran, Lübnan, Ukrayna ve Filistin’den sinemacıların eserlerine yer verilen "Kökler, Işık ve Kamera" adlı bölümdeki ilk gösterimler bugün Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Perge Salonu’nda gerçekleştirildi. Gösterimlerin ardından ise film ekipleri seyircilerin sorularını cevapladı.
Yasmin El- Masrî: "Filmi çekerken tarih yazdığımızı biliyorduk"
Festivalde dünya çapında büyük yankı uyandıran ve Annemarie Yasir’in yönettiği "Filistin 36"nın (Palestin 36) gösterildi. Festivalde uluslararası jüri üyesi olan filmin oyuncularından Yasmin El-Masrî, gösterimin ardından duygularını paylaştı. El-Masrî, "Dürüst olmak gerekirse bu filmin sürdürdüğü yolculuk ve gördüğü hayat karşısında hayrete düşmüş durumdayım. Çünkü filmin galasını bir yıl önce, geçen eylül ayında yaptık. Arkasında hiçbir film stüdyosu, hiçbir büyük bütçeli pazarlama ekibi olmadan yalnızca doğru şeyi yaptığımıza dair inancımızla Filistin’den çıkan böyle bir filmin buralara geldiğini görmek inanılmaz. Bu filmin aslında Filistin’de çekilmesi planlanmıştı fakat tam çekimlere başlamak üzereyken tüm dünyanın gözü önünde Gazze kanamaya başladı. Ortada hiçbir planımız olmadan öylece beklemek zorunda kaldık. Yaklaşık altı ay bekledik ve ardından tüm prodüksiyonu Ürdün’e taşıdık. Her gün işe gittik, çünkü elimizden gelen tek şeyin bu olduğunu biliyorduk. Eğer Gazze’de değilseniz, hayatta kalmak için mücadele eden bir Filistinli olarak Gazze sınırlarında bulunmuyorsanız, işinize gitmek ve Filistin’i de yanınızda götürmek zorundaydınız. Biz de tam olarak bunu yaptık. Oyuncular, ses ekibi, ışık ekibi; bu filmin parçası olan herkes tarih yazdığımızın farkındaydık. Çünkü dünyaya ’neden’ini anlatıyorduk: Bugün telefonlarınızda neden bir soykırımı izlediğinizi, neden çocukların cansız bedenlerini ve çocuklarının bedenlerine sarılan anneleri izlediğinizi anlatıyorduk. Dünya ise sadece izliyor, buna imkan tanıyor, ticari anlaşmalar müzakere ediliyor. İşte bu insanlık dışı durum; insanı bir çözüm ya da bir anlayış, anlamayı sağlayacak bir bilgi aramaya itiyor. Bana göre bu film, anlamanızı sağlayacak unsurlardan biri. İnsanlıktan çıkarma süreci 1936’da başladı; Filistin toprakları ve Filistinlilerin bedenleri üzerindeki İngiliz mandası döneminde başladı. Bugün yaşananlarsa yalnızca bunun bir yankısı, bir uzantısı. Bu filmi size sunmak benim için sıradan bir gösterimden çok daha öte. Ben asıl sizin neler hissettiğinizi, neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Çünkü bu benim hayatım. Dünyayı dolaşıp Filistin 36’yı anlatıyorum, böyle bir dönemde Filistinli olmanın nasıl bir his olduğunu anlatıyorum. Ancak buraya gelmeniz ve bu filmi izlemek istemeniz benim için dünyalara bedel. Size çok minnettarım, aranızda bulunmaktan onur duydum. Teşekkür ederim" dedi.
Kadınlara saygı duruşu: Ne Ses Ne Seda
Dünya’da ilk gösterimini Altın Portakal’da yapan "Ne Ses Ne Seda", gerçek bir hikâyeden esinlenen bir film. İran ile İsrail arasında Haziran 2025’te yaşanan ve 12 Gün Savaşı olarak anılan çatışmalar sırasında bombaların yağdığı Tahran’da alzaymır hastası anneannesine bakmaya çalışan bir torunun gerçek hikâyesinden yola çıkan ve kurmaca ile gerçekliğin iç içe geçtiği film hakkında yönetmen Yazdan Tebrizîşunları söyledi:
"Hikâyenin büyük bir kısmı gerçekti. Belgeselin nerede bitip kurgunun nerede başlayacağı veya ikisinin birbirine nerelerde, nasıl karışacağına hep film ekibiyle konuşarak karar verildi. Kurguyla gerçeklik arasındaki bulanıklık, bu sebeple filmi çekerken kendi hayatımda da devam etti. Bu film, kadınlara bir saygı duruşudur."
"Bizi ayakta tutan, sinemaya duyduğumuz bu devasa aşktır"